Keith Haring: Görünür Olmak, Bağ Kurmak ve Bir Şey Söylemek

Metroda yürürken karşınıza çıkan bir çizim düşünün. Bir bebek, etrafından yayılan çizgiler, dans eden bir insan, bir kalp... İlk bakışta bunların bir sanat eserinin parçası olduğunu düşünmeyebilirsiniz; belki bir çocuk çizimi dersiniz, belki bir çizgi film karakteri, belki de metro duvarında rastgele yapılmış bir karalama. Fakat... Birisi sizinle konuşmaya çalışıyordur. O kişi Keith Haring'dir.

Keith Haring 1958'de Pennsylvania'da doğdu. Çizime çok küçük yaşlarda ilgi duydu; babası ona temel karikatür çizimini öğretti ve popüler kültür de erken dönem görsel dünyasının önemli parçalarından biri oldu. 1978'de New York'a taşınarak School of Visual Arts'a başladı. New York'a geldiğinde sanat yalnızca galerilerde değildi; sokaklardaydı, kulüplerdeydi, metrodaydı, duvarlardaydı...
Ve Haring'in ilgisini çeken şeylerden biri tam da buydu: sanatın insanlara ulaşması. Bu nedenle Haring için metro yalnızca çizim yaptığı bir yer olmadı. Kendi ifadesiyle metro bir “laboratuvar” haline geldi. Burada fikirlerini deniyor, sembollerini geliştiriyor ve insanların tepkilerini doğrudan gözlemliyordu.
Bir çocuğun yaptığı resmi annesine göstermesini düşünün: “Bak.” Bir insanın yazdığı mesajın karşılığını beklemesini: “Okudun mu?” Birinin konuşurken karşısındakinin gözlerinin içine bakmasını: “Beni anlıyor musun?” Bunların hepsinde aynı temel ihtiyaç vardır: Bir başkasına ulaşmak. Haring'in metro çizimleri de böyle düşünülebilir. Elbette onları yalnızca görülme ihtiyacı olarak açıklayamayız. Fakat sanatını kamusal alana taşıma biçimi bize bu insan deneyimini düşünmek için güçlü bir alan açar.
Haring'in kendi vakfının aktardığı biyografiye göre, metroda çalışırken insanlar sık sık durup onunla etkileşime geçiyordu. Yani sanatçı ile izleyici arasındaki mesafe ortadan kalkıyordu. Ve burada psikolojik olarak çok tanıdık bir yere geliyoruz: Görülmek ile gerçekten görülmüş hissetmek... Kalabalıkların içinde görünmez hissedebiliriz. Çok konuştuğumuz halde anlaşılmadığımızı düşünebiliriz, herkes bizi tanıyor olabilir ama kimsenin bizi gerçekten bilmediğini hissedebiliriz. Belki de bu nedenle “görülmek” insanın en temel ilişkisel ihtiyaçlarından biridir. Birinin bize bakması değil yalnızca. Bizi fark etmesi.
Haring'in en tanınan sembollerinden biri Radiant Baby — ışınlar saçan bebektir.

Ortada küçücük bir beden vardır. Etrafından çizgiler yayılır. Sanki bedenin içinde bir enerji vardır ve bu enerji dışarı taşmaktadır. Haring'in kendi yazıları ve dönemin kaynaklarında bebek figürünün onun için önemli bir sembol olduğu görülür. Haring, bebeği yaşamın saf ve olumlu bir deneyimiyle ilişkilendirmişti. Burada psikolojik olarak bizi ilgilendiren çok güzel bir soru ortaya çıkıyor: Bir insan henüz hiçbir şey başarmamışken değerli olabilir mi? Bir bebek henüz başarılı değildir. Bir kariyeri yoktur. Bir diploması yoktur. Kimseyi etkilemesi gerekmez. Üretken değildir. Statüsü yoktur. Henüz “olması gereken kişi” değildir. Sadece vardır.
Yetişkinlikte ise kendimizi çoğu zaman yaptıklarımız üzerinden değerlendirmeye başlarız. Ne kadar başarılıyım? Ne kadar üretkenim? Beni kimler seviyor? Ne kadar para kazanıyorum? Ne kadar iyi bir eşim? Ne kadar iyi bir ebeveynim? Ne kadar ilerledim? Ve zamanla insanın değeri ile performansı birbirine karışabilir. İşte Radiant Baby'ye bakarken eser bize şu soruyu yöneltebilir:
Hiçbir şey başarmadığım bir günün sonunda da kendimi değerli hissedebilir miyim? Cevabı ben vermiyorum, biraz düşünmenizi istiyorum... :)
Belki de Radiant Baby'nin bizi çocukluğa götürmesinin nedeni yalnızca bir bebek figürü olması değildir. Çünkü çocukluk, yaşımız büyüdüğünde hayatımızdan tamamen çıkıp gitmez. Çocukken öğrendiğimiz bazı cümleler yetişkinliğimizde başka biçimlerde karşımıza çıkabilir: “Başarılı olursam değerliyim.” ,“İyi davranırsam sevilirim.” ,“Üzülürsem zayıf görünürüm.”, “Bir işe yarıyorsam önemsenirim.”, “Hata yaparsam hayal kırıklığı yaratırım.” Bazen yetişkin olduğumuzda artık kimse bize bunları doğrudan söylemiyor olabilir. Fakat biz yine de hayatımızı bu kurallara göre yaşamaya devam ederiz. Belki de bu yüzden Haring'in bebeğine bakarken yalnızca çocukluğu değil, çocukken kendimize biçtiğimiz değeri de düşünebiliriz.
Çocukken kendiniz olmak için ne kadar alanınız vardı? Ve bugün? Kendinize yalnızca olduğunuz kişi olarak kalabilmek için ne kadar alan bırakıyorsunuz? Belki yetişkinlikte ihtiyacımız olan şey çocukluğa geri dönmek değil. Kendimize, çocukken sahip olduğumuz ama büyürken kaybettiğimiz o temel izni yeniden verebilmek: “Olduğum halimle de burada olabilirim.”
Ve belki asıl soru şu:
Kendinizi değiştirmeye çalışmadığınızda, kendinizle aranızda nasıl bir ilişki kalıyor?
Klinik Psikolog İpek Keskin
Keith Haring Foundation. (n.d.). Beginnings. https://www.haring.com/%21/about-haring/beginnings
Keith Haring Foundation. (n.d.). Bio. https://www.haring.com/%21/about-haring/bio



Yorumlar