"Artık hiçbir şey beni tetiklemesin."
- İpek Kılıcı
- 6 Ara 2025
- 2 dakikada okunur
Terapi sürecinde birçok kişi benzer bir cümle kurar:“Artık hiçbir şey beni tetiklemesin istiyorum.”

Bu dilek anlaşılırdır. Çünkü tetiklenmek; bedenimizin gerilmesi, zihnin hızlanması, içimizin sıkışması demektir. İnsan böyle anlarda “Keşke hiç tetiklenmesem” diye düşünür.
Ama bilim bize şunu söylüyor:Tetiklenmemek, insan olmanın doğasına aykırıdır.
Tetiklenmek neden doğal?
Tetiklenme, beynin tehlikeyi fark etmeye yönelik evrimsel mekanizmasının bir parçasıdır. Bedenimiz tehdit algısını işlemek için milyonlarca yıldır geliştirdiği bir sistemi kullanır (LeDoux, 1996). Bu sistem gerektiğinde bizi korur, harekete geçirir ve duygular aracılığıyla çevremizin anlamını çıkarmamızı sağlar.
Kısacası:
Tetiklenmek = Bir şeyin bize dokunduğunun göstergesidir.
Tetiklenmek = Hala hissedebildiğimizin kanıtıdır.
Tetiklenmek = İnsani bir deneyimin parçasıdır.
Hiç tetiklenmemek, nötrleşmiş bir sinir sistemi demek değildir; tam tersine, çoğu zaman duygulardan kopma, dissosiyasyon veya duygusal donukluk anlamına gelebilir (Ford & Courtois, 2019).
Bu nedenle “artık hiç tetiklenmek istemiyorum” beklentisi, iyileşme sürecine aykırıdır.
Asıl dönüşüm nerede olur?
Dönüşüm, tetiklenmenin tamamen ortadan kalkmasıyla değil; tetiklendiğimizde kendimize nasıl davrandığımızla başlar.
Bir tetikleyici ortaya çıktığında bedenin otomatik olarak alarm verir:kalp hızlanır, kaslar gerilir, nefes sıklaşır…Bu sırada beynin tehdit sistemi devrededir (Siegel, 2012). Ama bu sistemden daha güçlü bir şey vardır: Kendimizle kurduğumuz ilişki.
Tetiklendiğinizde:
Kendinizi suçluyor musun?
“Yine mi böyle oldum!” diyerek kendinize kızıyor musunuz?
Yoksa…
Kendinizi anlamaya mı çalışıyorsunuz?
“Şu an zorlanıyorum, bu tanıdık bir his” diyebiliyor musunuz?
Bu iki yaklaşım, aynı durumun tamamen farklı iki sinir sistemi yanıtını doğurur.Öz-şefkat, beynin tehdit sistemini yatıştırır ve duygusal düzenlemeyi kolaylaştırır (Neff, 2011).
Yani gerçek değişim, tetiklenmemekte değil; tetiklenince kendini yalnız bırakmamakta yatar.
Tetiklenme azalır mı?
Araştırmalar şunu gösteriyor: Travma sonrası ya da duygusal yoğunluk yaşayan kişilerde tetiklenmeler zamanla tamamen yok olmaz (Van der Kolk, 2014). Ama şiddeti azalır ve kişiyi eskisi kadar sarsmaz.
Bunun nedeni, tekrar tekrar deneyimlenen düzenleme pratiklerinin sinir sisteminde yeni yollar oluşturmasıdır. Buna nöroplastisite denir.
Yani zamanla:
tepkiniz daha çabuk yatışır,
tetiklenme süresiniz kısalır,
toparlanma kapasiteniz artar.
Bu da dayanıklılık dediğimiz yapıyı oluşturur.
Tetiklenme ile İşleme Arasındaki Fark
Tetiklenme, geçmiş deneyimlerin bugüne taşınmasıdır. Duygusal işleme ise bu deneyimlerin yavaş yavaş dönüştürülmesidir.
Bunu şöyle düşünebilirsiniz:
Tetiklenme: Eski bir yaraya dokunmak.
İşleme: Yarayı temizlemek, iyileştirmek, kabuk bağlamasını sağlamak.
Bir yara kabuk bağlasa bile ince bir yerinde hala hassasiyet olabilir. Bu hassasiyet “iyileşmediğiniz” anlamına gelmez; sadece insan olduğunuz anlamına gelir.
Peki gerçek ilerlemeyi nasıl anlarız?
Gerçek ilerleme her şeyin yolunda gitmesiyle ölçülemez. Gerçek ilerleme:
zor anlarda kendine nasıl davrandığınızla,
tetiklenince ne kadar çabuk toparlandığınızla,
duyguya temas ederken kendinizden kopmayışınızla,
kendinize eşlik edebilmenizle ölçülür.
İyileşme, tetiklenmeleri susturmak değil; tetiklenmelerle birlikte kalabilen bir yan inşa etmektir.
Bu yan, zamanla güçlenir. Ve hayatın size dokunuş şeklini değiştirir.
Sevgiyle,
Klinik Psikolog İpek Keskin
Kaynaklar
Courtois, C. A., & Ford, J. D. (2019). Sequenced relationship-based treatment for complex traumatic stress disorders. In Humanising mental health care in Australia (pp. 211-222). Routledge.
LeDoux, J. E. (1996). The emotional brain: The mysterious underpinnings of emotional life. Simon and Schuster.
Neff, K. (2011). Self-compassion: The proven power of being kind to yourself. Hachette UK.
Siegel, D. J. (2020). The developing mind: How relationships and the brain interact to shape who we are. Guilford Publications.
Van der Kolk, B. (2014). The body keeps the score: Brain, mind, and body in the healing of trauma. New York, 3, 14-211.



Yorumlar