Claude Monet’nin İzlenim: Gün Doğumu Üzerine
- İpek Kılıcı
- 18 Ağu
- 2 dakikada okunur

Bir tabloya baktığınızda gerçekten ne görürsünüz? Bir liman mı? Tekneler, vinçler, bacalar, su ve güneş mi? Yoksa sisin içinden birkaç saniyeliğine belirip sonra yeniden kaybolan bir sabah duygusu mu? Claude Monet’nin İzlenim: Gün Doğumu (Impression, soleil levant) tablosuna baktığımda aklıma ilk gelen soru bu oluyor. Çünkü Monet burada bize yalnızca bir limanın nasıl göründüğünü anlatmıyor. Daha ilginç bir şey yapıyor: Bir limana bakmanın nasıl bir deneyim olduğunu resmetmeye çalışıyor.
Monet bu tabloyu 1872 yılında Le Havre’da, kaldığı Hôtel de l’Amirauté’nin penceresinden bakarak yaptı. Karşımızdaki manzara, kentin dış limanının sabahın erken saatlerindeki görünümü. Vinçler, bacalar, direkler ve tekneler sisin içinde seçiliyor; suyun üzerinde ise turuncu güneşin kırılması görülüyor. Müze kayıtlarına göre Monet tabloyu birkaç saat içinde çalışmış ve güneş ile sudaki yansımasını resmin son aşamasında eklemiş.
Fakat Monet’nin ilgilendiği şey limanın mimarisini ayrıntılarıyla göstermek değil, ışığın, belirli bir anda o manzarayı nasıl dönüştürdüğü... Birkaç dakika sonra sis dağılacak, güneş yükselecek, su başka türlü parlayacak ve aynı manzara artık aynı görünmeyecektir. Bu nedenle Monet’nin resmettiği şey yalnızca mekan değildir. Zamandır.
Bu yüzden Monet’nin resminde biçimler çözülür, fırça darbeleri görünür hale gelir, renkler birbirinden ayrılır ve gölgeler yalnızca siyah ya da gri olmaktan çıkar. Monet’nin sorusu bir bakıma şuna dönüşür: “Bir şey nedir?” değil, “Bir şey bana şu anda nasıl görünüyor?”. Ve burada resim, psikoloji açısından da ilginç bir yere açılır.
Dünyayı yalnızca gözlerimizle görmeyiz. Dikkatimiz seçer, belleğimiz eşlik eder, beklentilerimiz devreye girer. Geçmiş deneyimlerimiz ve içinde bulunduğumuz ruh hali, karşılaştığımız şeyi nasıl anlamlandırdığımızı etkiler. Aynı konuşmayı dinleyen iki insan, aynı cümleden bambaşka anlamlar çıkarabilir. Birinin sessizliğini “benden uzaklaşıyor” diye yorumlayabiliriz; bir başkası aynı sessizliği yalnızca “yorgun” olarak görebilir. Dışarıdaki olay aynıdır. Fakat deneyim aynı değildir.
Dış dünyayla kurduğumuz deneyim, dış dünyanın kendisiyle birebir aynı değildir. Monet’nin sisli limanı da bunu hatırlatıyor. Liman oradadır. Tekneler oradadır. Güneş gerçekten doğmaktadır. Ama gördüğümüz liman; ışığın, sisin, mesafenin ve bakışın içinden geçerek bize ulaşır.
Belki de bu nedenle insan zihni belirsizliği pek sevmez. Eksik bilgiyi tamamlamak, davranışların nedenini bulmak, ilişkilerin nereye gittiğini bilmek, karşımızdaki kişinin ne düşündüğünden emin olmak isteriz. Çünkü bazen zihnimiz gerçeklikten çok kesinlik arar. Oysa Monet’nin resmi bize başka bir ihtimali hatırlatıyor: Her şeyi hemen netleştirmek zorunda olmayabiliriz. Bazı duygular bir süre belirsiz kalabilir. Bir ilişkinin nereye gittiğini henüz bilmiyor olabiliriz. Bir değişimin bizi nereye götüreceğini öngöremeyebiliriz. Belirsizlik her zaman çözülmesi gereken bir problem değildir. Bazen yalnızca içinde kalmayı öğrenmemiz gereken bir deneyimdir.
Bir şeyi gerçekten görmek ne demek? Belki görmek, bütün ayrıntıları bilmek değildir. Belki belirsizliğin içinde de bakmaya devam edebilmektir.Bir duyguyu hemen çözmeden hissedebilmek. Bir insanı hemen tanımlamadan merak edebilmek. Kendimiz hakkında kesin hükümler vermeden önce biraz bekleyebilmek. Çünkü hayatın kendisi Monet’nin limanı gibi: Biraz sisli. Sürekli değişen. Aynı anda hem tanıdık hem de her bakışta biraz farklı.
Klinik Psikolog İpek Keskin
Claude Monet, İzlenim, Gün Doğumu (Impression, soleil levant), 1872, yağlıboya tuval, 48 × 63 cm, Musée Marmottan Monet, Paris.



Yorumlar